Seksenli yaşlarında bir beyefendi kitaplara bakıp dedi ki: "Şimdiki nesil hiçbir şey okumuyor." Başlangıçta her zamanki serzenişlerden biri zannettim. Ama aslında detaylandırınca haklı tarafları olduğunu kabul ettim. Yakındığı şeyler vardı ve hiç de haksız sayılmazdı. Toplumdaki çürümeyi en çok okur yazarlığa —ama gerçekten okur yazarlığa— verilen önemin düşmesine, internetin tek ve kati bilgi kaynağı olarak kabul edilmesine, toplumsal uzlaşıda uzmanlığın önemini yitirdiğinin düşünülmesine bağlıyordu. "Şimdiki nesil hiçbir şey okumuyor." Günde bazen beş altı kişi söyler bunu. NPC (oyuncu olmayan, şablon, yapabilecekleri sınırlı ve öngörülebilir bilgisayar oyunu karakteri) zannedersiniz, görseniz. Bir kitapçıya yöneltildiğinde çoğunlukla pek de kitapla gönül bağı olmayan insanların savunma cümlesidir. "Ben okumuyorum ama onlar da okumuyor ki" iç rahatlatmasıdır. Ama işin ilginç tarafı karşımdaki beyefendi hiç de sözünü budaktan sakınmıyordu ve pek ço...
İşinden ya da hayatından memnun olmayan bir maaşlı çalışan için küçük bir işletme açmak, bir gün gerçekleştirmek istediği bir hayal olarak aklının bir köşesinde asılıdır hep. Hele elindeki işleri bir bitirsin ve kredinin son taksidini de bir ödesin, kariyerini bırakıp bir kahve demledikten sonra hemen açacaktır küçük işletmesini. Ah, bir izin verse kader, hemen kuracaktır o da kendi işini. Bir sahaf dükkanı da dingin ama her an yeni bir keşfe imkan tanıyan atmosferiyle beyaz yakalının rüyalarını süsleyen en önemli mekanlardan biridir. Fonda Ray Charles’ın büyüleyici sesi, hep tanıdık yüzlerden oluşan güven verici müşteri profilleri, bir yazar ya da alanında uzman insanlarla ayaküstü yapılan hoş sohbetler, güzel bir kütüphane aldığında o kitaplardan istediğini kendine ayırma özgürlüğü. Sevdiğin yazarlardan imzalı bir kitap mı çıkacak, ilk baskı mı heyecanını yaşama hazzı. Ve daha bir sürü şey... *** Tüm bu güzelliklere karşın, çalışmak şöyle dursun, yaza yaza miskinliğin kita...